Tesadüfen Lyon!

Lyon, daha önce gitmeyi hiç düşünmediğim bir destinasyondu. Bir arkadaşım Fransa’dan vize almış ve Paris’e defalarca gittiği için bu kez Lyon’u tercih etmek istemiş. Ben de onunla gitmeye karar verdim. İki arkadaş, Mayıs ayında bir hafta sonu Lyon’a doğru yola çıktık. 

Otelimizi booking.com üzerinden ayarlamıştık. Çok güzel, genç tarzda döşenmiş bir oteldi. Lyon, eski ve yeni olmak üzere iki ana bölgeye ayrılıyor. Bizim otelimiz tam eski bölgenin ortasındaydı ve bu konum şehri keşfetmek için harika bir noktaydı. Şehir merkezi, havalimanına sadece 30 dakika mesafede. 

Lyon, bence mimari açıdan Paris’ten bile daha güzel bir şehir. Düzenli yapısı, yeşil alanları ve tarihi zenginlikleriyle büyüleyici bir atmosfer sunuyor. 

Şehre geldiğinizde, kaç gün kalacaksanız ona göre kendinize bir City Card almanızı tavsiye ederim. 

Neredeyse tüm ulaşım araçlarında ve müzelerde geçiyor. Adamlar şehrin merkezine bilgilendirme ofisi kurmuşlar ve hiç üşenmeden size bu kartla neler yapabileceğinizi, nereleri gezmeniz gerektiğini bir bir anlatıyorlar. Biz havaalanından otele geçerken Uber tercih ettik ama City Card ile de havalimanına gidebilirsiniz. Ayrıca nehir gezisi yapmak isterseniz bot turunda da City Card kullanabilirsiniz. 

Bu arada Lyon tam 3 günlük bir şehir, eğer burada yaşamıyorsanız, daha uzun süre kalmanıza gerek yok. Mutlaka old town (eski şehir) bölgesinde kalınmalı. 

Biz ilk gün neredeyse görülmesi gereken her yeri gezdik. Tüm şehri yürüyerek gezebiliyorsunuz. Özellikle sokak aralarındaki küçük çiçek dükkanlarına bayıldım diyebilirim. Bence görülmesi gereken yerlerden en önemlisi “Musée Cinéma et Miniature”. Burası gündelik sahnelerin gerçekçi ve minyatür hâllerinin olduğu, film dekorları ve özel efektlerin yer aldığı bir müze. Avrupa’yı dolaşırken yolda bir Türk’e rastlamak çok doğaldır ama gittiğiniz bir kilisenin rahibinin bize kiliseden çıkarken İngilizce olarak nereden geldiniz deyip, sonrasında Türkiye’yi duyunca Türkçe konuşmaya başlaması, İzmir de yaşamış olması ve bize Türkçe İncil hediye etmesi de tatlı bir tesadüftü. 

Şehir ’in kendine has yasaları var, mesela akşam 19:30 dan önce restoranlarda yemek servisi yok, sadece öğle saatlerinde bir şeyler yiyebiliyorsunuz, öğleden sonra ile akşam arasında ise herkes sadece içiyor 🙂 Ve akşam 23:00 sonrası o saate kadar yemek yememiş iseniz aç kaldınız demektir 🙂 çünkü her yer kapanıyor, bir mekânda oturuyorsanız adamlar hesapları masalara bırakmaya başlayıp, bir yandan da yavaş yavaş mekânı kapatıyor.

Nerede, ne yediniz derseniz Dolce Follia adlı pizzacıyı kesinlikle tavsiye ederim, pizzaları ve şarapları kendilerine has. 

Lyon, sokaklarında dolaşırken sizi büyüleyen bir şehir. Her yapı, farklı bir tarihi hikâye anlatıyor. Eğer siz de tarihi yapılar ve yaşanmış hikayeleri sevenlerdenseniz, Lyon’u ziyaret etmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Şehir, tarihi ve modern yaşamı bir araya getirerek unutulmaz bir deneyim sunuyor.

You May Also Like

EN İYİ DOSTUN İLE EVLEN!

YILLAR SONRA KAŞ…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir